|
Prof. Dr. Orhan Kural’ın Ve Sekiz Oldu adlı kitabından alınmıştır.
Artık Benin’deyiz
Üç kardeş üç krallık kurdu bu topraklarda. Bunlardan en güçlüsü ve
hırslısı Dahomey idi. Benin, 1899’da Fransızların egemenliğine
geçtiğinde, Dahomey Krallığı 1625’ten beri bu topraklarda hüküm
sürüyordu. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda halkın çoğu köle olarak
toplandığı için buralara “Köle Kıyısı” adı verildi. Fransız Batı
Afrikası’nın bir parçası olan Benin, diğer komşu ülkeler gibi 1960
yılında bağımsızlığını kazandı. Benin, Batı Afrika’nın en küçük
ülkelerinden biridir. En fazla kullanılan yerel dil “Fon” dilidir.
1975 yılında Batı Afrika’nın tek Marksist lideri olan Karekou
Mattheur, ülkenin eski ismi olan ve sadece üç krallıktan birinin
adını taşımakta olan Dahomey’i değiştirerek bu ufak ülkeye “Benin” dedi.
Asker kökenli Karekou Benin’i 40 yıl yönettikten sonra, 2006 yılında
ekonomi dalında uzman Yayi Bonni seçimleri kazandı ve devlet
başkanı oldu.
Benin ekonomisi transit ticaret ve tarım ağırlıklı bir yapı sergiler.
Palmiye yağı, pamuk, yerfıstığı ve kahve gibi ürünler yurtdışına
satılmakla birlikte, kuraklık yüzünden üretim düzensiz bir yapıya
sahiptir. Benin’de ticaret yapan önemli bir “Lübnanlı” grup bulunmakta.
Balıkçılık ve kerestecilik gibi alanlar ise gelişme içindedir. 1980
yıllarında ortaya çıkarılan petrol yataklarından elde edilen petrol,
Nijerya’nın engeline rağmen bugün ihraç edilmektedir.
Benin, genelde “sessiz” kalmayı seven bir ülkedir. Ama bir şey yaparsa
“iyi ve sesli” yapmak ister. Güçlü bir krallık bu topraklarda hüküm
sürmüştür. Batı Afrika’daki en büyük “köle pazarı” gene Benin’de
kurulmuştur. Fetişizm ve Vudu inançlarının bugün en yaygın uygulandığı
yer gene bu ülkedir. Benin mutfağı Fransız etkisi ile bölgenin en iyisi
olarak şöhret yapmıştır.
Ganvie: Yüzen Köy ve Balık Tarlaları
Adam başı beş doları saydıktan sonra, motorumuz Ganvie su insanları
köyüne doğru hareket ediyor. Yol boyunca Nokove Gölü içine suni olarak
dikilen sazlıklarla oluşturulan balık tuzaklarını görüyoruz. Genellikle
hanımların kullandıkları rengârenk yelkenler, durgun gölün yüzeyinde
güzel bir görüntü oluşturuyor. Ganvie köyünü, Fon ve Dahomey
krallıklarının askerlerinin öfkesinden korkan köy halkı “korunma”
amacıyla XVII. yüzyılda kurmuş. O dönemde askerler dini nedenlerle suya
girmekten kaçınırlarmış.
On iki bin nüfusu ile Afrika’nın Venedik’i olarak anılan Ganvie zaman
içinde oldukça geniş bir alana yayılmış. Okulu, postahanesi, hastahanesi,
marketi ile tam teşekküllü bir köy. Hatta evlerinin etrafında bahçeler
bile oluşturmuşlar.
Burada kullanılan tek araç “kayık”. Gölün derinliği iki metreyi buluyor.
Bir çamaşır leğeni içinde bize yaklaşan sevimli, özürlü, zenci bir kız
çocuğu hepimizin ilgisini bir anda üstüne çekti. Hatta köyün ufak
otelinde bize birer meşrubat bile ikram ettiler.
Sonunda yoğun trafiği ile başkent Cotonou’ya giriyoruz. Benin,
“cumhuriyet bayramını” kutladığı için her yer bayraklarla donatılmış.
Kentin birçok sokağı elektrik olmadığı için yağ kandilleri ile
aydınlatılıyor.
Cotonou (Kotonu) Bir Ticaret Şehri
İki zamanlı motorların kirlettiği Cotonou’nun sokaklarında yarım saat
yürürseniz, hava kirliliği nedeniyle başınız ağrıyor. Dantokpa Pazarı
ile El Sanatları Merkezi, tüm rehber kitaplar tarafından “gezilmesi
gereken yerler” olarak tavsiye ediliyor. Jonquet kıyılarında çok
sayıda bar, gece kulübü ve restoran bulacaksınız.
Nijerya’da yaşanan ekonomik kriz ve güvensizlikten kaçan binlerce
mültecinin Benin’e yerleşmesi, bu başkentin çözülmeyen sorunlarını daha
da artırmakta!
Benin’de başta inşaat olmak üzere bazı önemli sektörlere Çinliler hakim.
Vudu’nun merkezi Quidah (Kuida)
Son günümüzün sabahında, suratsız şoförümüzün kullandığı beyaz minibüsün
lastikleri dönmeye başlıyor. 1908 yılına dek Benin’in Atlantik
kıyısındaki tek limanı olan Quidah’a dek bir saatlik yolumuz var. Bu
kasabada yer alan “Kölelerin Yolu” farklı fetiş, heykel ve Vudu
figürleri ile bezenmiş. Sayısı 3 milyona ulaşan Afrika yerlisi, dört
kilometrelik “Köle” yolundan ayaklarındaki prangalarıyla yürütülüp,
buradan Küba, Brezilya, Dominik ve Haiti’ye ölesiye çalıştırılmak üzere
gönderilmiş. Sahile, diğer köle ticareti yapılan merkezlerde gördüğümüz
gibi bir kale inşa etme ihtiyacını bile görmemişler. Kölelerin gemilere
bindirildiği kumsala bugün UNESCO tarafından bir anıt dikilmiş (Zoungbodji
Anıtı) ve kapı şeklindeki anıtın üstünde “Dönüşü Olmayan Yol” yazıyor.
Quidah, Senegal’deki Gore adası, Gana’daki Almina gibi önemli bir köle
ticaret merkezi imiş. Portekiz, İngiliz, Danimarka ve Hollanda kaleleri
bu amaçla kurulmuş. Bugün onlardan sadece 1721 yılında inşa edilip 1988
yılında Gülbenkyan vakfınca restore edilen Portekiz kalesi ayakta.
İçinde çok sayıda fotoğraf ile köleliğin bazı yüz kızartıcı gerçeklerini
yaşamak mümkün. Ünlü kadın savaşçı Amazonlar da meğer Dahomey
Krallığı’na bağlı 3 bin kişilik bir kuvvet imiş.
Dahomey savaşçıları 21 kadın ve 20 erkek köle karşılığı Avrupalı
tacirlerden bir top alıp, bu silahla arazilerini genişletip daha fazla
köle topluyormuş. Köleliğe destek olan maddi beklenti karşılığı renkdaşı
satan yerli halk “Zumaşı Parkı” ile kendi insanından özür diliyor. Ne de
olsa bu sahillerde yakalanan 60 milyon koyu renkli köleden 20 milyonu
karşı kıyılara ulaşabilmiş. Gemiye binmeden önce “yeni hayata başlama”
ağacının etrafında erkeklere 9 kadınlara ise 7 tur attırılırmış. Sanki o
acıları unutmak kolaymış gibi.
Bugün aynı bölgede 26 Eylül’de Benin’in tüm ikizleri toplanıp bir şenlik
yapıyorlar. İşin ilginç yanı köle pazarının en ve en acımasız Kaptanın
ailesi halen Quidah’da koca bir malikânede ikamet ediyor ve bu aile
Brezilya’nın da fahri konsolosu! İyi mi?
Vuduların kutsal ormanına giriyoruz. Karşımızda koca bir erkeklik
uzvu ile bereket tanrısı “Leda”, bugün bir simge olan üzerine çiviler
çakılı “Çakatu”, fırtına, şimşek, yağmur ve adalet tanrısı “Çangü”, hala
kralın ruhunu taşıdığına inanılan kutsal ağaç “Irona”, tek ayağı ile
kötü ruhları kovan “Kumandan Tanrı”, “her gördüğünü öldürme” deyip
avcının tüfeğe sarılan “Yılan Tanrı” ve daha niceleri.
Yılanlar Tapınağı’nın kapısında bizi gözlerinden korku ve öfke
okunan, suratlarındaki 10 yara izi ile kolayca tanınan yılan tarikatına
ait gençler karşılıyor. Her kasım ayında mabedin girişinde bir keçi
kurban edilirmiş. Bu merasim sırasında kullanılan Hindistancevizi
yağının sarı izlerini duvarlarda halen görmek mümkün. Bu mabedin bir
odasında kıvrılmış çok sayıda piton yılanı ile dilek mağarasından başka
bir şey görmedik. Yılanlar güya gece mabetten ayrılıp, sabah geri
dönerlermiş. Oysaki biz hakiki bir Vudu ayini görmek isterdik.
Benin nüfusunun %55’inin katıldığı Vudu ayinlerinde tamburun o sihirli
ezgileriyle rengârenk kıyafetlerinie bürünmüş inanmışlar transa
geçiyorlar.hiç bir yorgunluk hissetmeden dansları saatlerce sürüyor. Ölü
evlerine ziyarete gidiliyor. Amaç Tanrıya sevgiyi ispatlamak. Zaten “Vudum”,
“ruh” demek.Vudu dini atalarına ve doğaya saygı duyar ve bunu ayinlerle
duyurur.
Öğleden sonra otelde dinleniyoruz ve Nijerya yolculuğumuzu tartışıyoruz.
Hepimizin içini bir korku aldı. Lagos’un sokaklarının cesetlerle dolu
olduğu bile söyleniyor. Ya otobüsümüzü durdurup, hepimizi kurşuna
dizerlerse! Acaba yüzlerimizi ve ellerimizi siyaha mı boyasak, diyoruz.
Niyetimiz doğru Lagos’taki elçiliğimize sığınmak!..
Hiçbir şoför bu tehlikeli ülkeye gitmek istemiyor. Bize bir hafta
şoförlük eden Luis, “Benim çocuklarım var.” diyerek geri döndü. Gece geç
de olsa bizim Frank haber getiriyor. Nihayet bir minibüs bulmuşlar.
Sabahleyin nasıl bir minibüs olduğunu anlıyoruz; ama artık çok geç. Genç
şoför hayatında Nijerya’ya gitmemiş. Arabada stepne bile yok ve ayrıca
bu minibüsün içine bavullarımız ile birlikte zor sığıyoruz. Bu yüzden üç
rehberimizden sadece Frank bizimle birlikte Nijerya’ya gelebiliyor.
Benin’in Türkiye Temsilcisi Olmak
Vallahi “Fahri Konsolos” olmak “profesör” unvanı almaktan çok daha zor.
Önce kendinizi o ülkenin hükümetine bir yolla kabul ettireceksiniz veya
onlar sizi önceden tanımış olacak. Zaten genelde fahri konsoloslar o
ülke ile “ticaret” yapan ünlü işadamları. Soruşturmalar, giden gelen
heyetler, karşılıklı yazışmalar, konsolosluk binası seçimi, beklenen
buyrultular, tüm bu bürokratik zincir bazen 2-3 yıl sürebilir.
Benim gençlik hayallerimden biri de “hariciye” de okuyup günün birinde
“elçi” olmaktı. Bir bakıma bu tutkum yerine geldi. Mutluyum. Gerçi
Türkiye’de yaşayan Beninli sayısı iki öğrenci ile sınırlı olduğundan
(biri de Fas’a gitti.) konsolosluğumuza fazla bir müracaat olmuyor ama
“Gana Konsolosluğu” çok faal doğrusu.
Görevlerimiz arasında ülkemizi ziyaret eden Benin heyetleri ile
ilgilenmek, iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmak, çerçeve
anlaşmaları ile askeri, sportif ve kültürel alanlarda işbirliği yapmak,
karşılıklı fuarlara katılmak ve turizmi canlandırmak var. Ülkemde bir
Türk Koleji açılıyor. Son gidişimde kiralanan binayı gördüm ve çok
hoşuma gitti. Hoş ve sempatik bir hanım olan Benin Dışişleri Bakanı ile
bir görüşme yaptım. Bana “gri” renkli bir “servis pasaportu” verdiler.
Bir “sıfat” bir “unvan” sahibi olarak diplomatik misyonda yer almak
dışında tabii bol bol toplantılarda ve kokteyllerde “boy göstermek” de
işin cabası.
Porto Novo: Benin’in Eski Koloni Başkenti
Nijerya sınırına yakın olan 180 bin nüfuslu Porto Novo’da koloni
döneminin o esrarlı havasını teneffüs edebilirsiniz. Brezilya stilindeki
süslü kiliseye eklemeler yaparak camiye dönüştürmüşler.
Otobüse dönerken Anadolu’daki kahvelere benzeyen bir açık sinemaya göz
atıyorum. Sıralara dizilen delikanlılar, yüzlerinde ciddi bir ifade ile
bol müzikli ve bol danslı bir Hint filmini video kanalı ile
seyrediyorlar.
Nijerya sınırında bürokrasi ve rüşvet dorukta. Dört sınır geçtik ve ilk
kez Nijerya sınırında işlemler, tüm gayretlerimize rağmen üç saat sürdü.
Aynı evrak tam sekiz farklı kişiye imzaya gitti ve geldi.
|